4 Eylül 2014 Perşembe

Çocukluk, mutluluk ve kurabiye

Bu benim için herhangi bir kurabiye değil. Bu, anneannemin kurabiyesi. Yıllarca yaz tatillerimizin büyük bölümünü ve her yarıyıl tatilini geçirdiğimiz İzmir Bostanlı'daki cennet parçasında, rahmetli güzel anneannemizin evinde, yemek aralarında acıktıkça mutfaktaki kavanoza ellerimizi daldırarak, hem kendimiz hem de mahalledeki tüm çocuklar için alıp, iştahla yediğimiz kurabiye. Dünyanın en lezzetli kurabiyesi. 

Kız kardeşimle benim en önemli çocukluk mutluluğu referansımız olan mekan, işte bu ev. Dolayısıyla evin odalarında, bahçesinde, sokağında ve mutfağında olan her şey, yani yediklerimiz de en sıcak anılarımızın birer parçası.

Başka neler mi var bu anılarda? Tuzlayıp ısıra ısıra yediğimiz mis kokulu domatesler; salata için bir koşu bahçeden toplayıverdiğim maydonoz, biber, yeşil soğan; bahçemizin her kış doya doya yediğimiz portakal, mandalina ve limonları; yatak odasının penceresinden içeriye dallarını uzatan vişne ağacının vişnelerini çengelli iğne ile çekirdeklerini el birliğiyle çıkararak güneşte hazırlanan reçeller; her gün kesilen karpuzların çatırdayarak açılması; koruk ekşisiyle pişirilen bamya, hazırlanan şerbet; bahçedeki küçük kümesteki folluklardan topladığımız ılık yumurtalar...

İşte benim için tartışmasız dünyanın en lezzetli kurabiyesinin tarifi:   

Malzemeler:

3 yumurta sarısı
3 kaşık yoğurt
1 paket tereyağ ya da margarin
2 su bardağı toz şeker.
Aldığı kadar un (7-8 bardak kadar)
Karbonat
Bir tutam tuz.
Üzerine sürmek için yumurtaların beyazı ve toz şeker.

Yumurta, yoğurt ve yağı elinizle iyice karıştırdıktan ve şekerin eridiğinden emin olduktan sonra kuru malzemeleri ekleyip sert bir hamur yoğurunuz. Karbonatı köpürtmek için üzerine limon sıkmayı ihmal etmeyiniz. Hamuru 1 saat kadar beklettikten sonra ise dilediğiniz şekli vererek önce yumurta beyazına, sonra da kesme şekere batırıp, önceden 175 derecede ısıtılmış fırında pembeleşinceye dek pişiriniz. 

Afiyet olsun !


21 Ağustos 2014 Perşembe

Yaşasın pancake !

Ailecek çok sevdiğimiz pancake ya da tava kekinin bana göre "ultimate" tarifini paylaşmak istedim.
Aslında bu tarifin aslını rahmetli Arman Kırım'ın Hürriyet Gazetesi'nde yıllarca yayınladığı "Simit-Havyar" köşesinden almıştım.

Ufak tefek değişikliklerle işte nefis tava keki yapmak için gerekenler:

1 adet oda sıcaklığında yumurta.
1 bardak un (Ben tam buğday unu tercih ediyorum, emin olun çok daha lezzetli oluyor).
3/4 bardak süt.
Yarım paket hamur kabartma tozu.
1 tatlı kaşığı toz şeker.
1 çay kaşığı tuz.
Çok az tereyağ.

Evet, öncelikle bir karıştırma kabında yumurta, şeker ve tuzu çırpıyoruz. Ardından süt, un ve kabartma tozunu ekleyip çırpmaya devam ediyoruz. Bu sırada tavamızı (tercihen dümdüz krep tavalarından olsun) çok az tereyağıyla ısıtıyoruz. Küçük bir kepçeyle karışımımızdan tavaya düzgün bir yuvarlak olacak şekilde döküyoruz. Tavaya kaç adet sığarsa o kadar dökebilirsiniz. Orta ateşte çok kısa bir sürede bir tarafı pişiyor. Piştiğini üzerinde minik minik delikler oluşmasından anlayabilirsiniz. Pancake'leri dikkatlice çevirip arka taraflarını da pişiriyoruz ve tabağa alıyoruz. İşte bu kadar !

Pancake'lerinizi ister reçeller ya da Nutella'yla, ister benim gibi tadını merak ettiyseniz akçaağaç şurubuyla, ister krema ve meyvelerle yiyebilirsiniz.

Not: Bu malzeme miktarlarıyla orta boy 7-8 adet pancake oluyor. Kalabalıksanız iki kat malzemeyle yapınız.

Afiyet olsun :-)

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Patates, sen nelere kâdirsin?

Etin, balığın yanında ya da tek başına herkesin bayılarak yiyeceği, tek bir itiraz edenin bile görülmeyeceği bir atıştırmalık varsa, o da fırında patatestir.

Patatese bayılırım. Kim sevmez ki? Ama patatesin kendi lezzeti kadar, pişirme şekli de önemli. Hele söz konusu olan fırında patates ise.

Ben fırında patatesi Jamie Oliver'dan öğrendiğim gibi yapmaya çalışıyorum. Ulaşmak istediğimiz sonuç şu: Dışı kızarmış ve çıtır çıtır; içi ise yumuşak olacak.

Bunun için önce taze patatesleri - içlerinde iriler varsa ikiye bölerek- biraz, ama gerçekten biraz haşlamamız gerekiyor. Bıçağı batırdığınızda biraz sert biraz yumuşak olmalı. Haşlamadan da çok kereler hazırladım: İnanın sonuç çok farklı. Haşlamayınca patateslerin dışı pişene kadar maalesef içi de kuruyor, yumuşaklığını bir ölçüde kaybediyor.

Daha sonra ister tereyağ, ister zeytinyağı ve arzu ettiğiniz baharatlarla ellerimizi kullanarak iyice karıştırıyoruz. Tuz-karabiber, isteğe bağlı olarak acı biber, kekik, biberiye...

Son olarak da 200 derecede ısıtılmış fırında pişmeye bırakıyoruz. Ancak patateslerin çok kurumaması için turbo ayarını kullanmamak daha iyi. Aşağıdaki gibi görünmeye başladığında olmuş demektir !



"En iyi bonfile" denemelerimiz başladı !

Geçenlerde birkaç bahaneyi bir araya getirip evde güzel bir sofra kuralım dedik. Ecnebi yemek kanallarında izledikçe ağzımı sulandıran masif, tek parça, dışı kızarmış-içi sulu kalmış bir bonfile yapalım dedik.

Kasabımızdan dış zarını iyice temizlemesini rica ettiğimiz bonfile, çiğken dahi çok leziz görünüyordu. Hatta bir ara içimden bir kısmını ayırıp carpaccio mu yapsam diye geçirmedim değil. Ama asıl projeye geri döndüm. Önce son derece basit bir karışımda birkaç saat marine ettim. Et çok büyük olduğundan ikiye bölmek zorunluydu.

Bana göre malzeme iyi olduğunda lezzetleri çok fazla karıştırmak tabandaki tadın kaybolmasına yol açıyor, bu da hoşuma gitmiyor. Bu nedenle zeytinyağı, sarımsak, balzamik sirke, tuz/karabiber yeterli oldu. Sonra iyice kızdırdığım seramik tavada her iki tarafını mühürledim. Son olarak da önceden ısıttığım fırında pişirdim, ama fırın kabını folyoladıktan sonra.

Sonuç fena olmadı. Ama bir daha ki sefere fırın süresini 10-15 dakika daha az tutacağım ve fırın kabına akan et suyunu hafif bir sosa dönüştürüp etle birlikte servis edeceğim.